Denis Villeneuve ve Timothée Chalamet “Dune: Part Three”yi Anlatıyor

Paul Atreides’in Arrakis gezegenine ayak bastığı ilk an, geri dönülemez bir kaderin de başlangıcıydı. Baharat zengini bu çöl dünyasına idealist bir genç olarak adım atan Paul, kısa sürede hayatın en acımasız gerçekleriyle yüzleşti: Harkonnen darbesiyle babasını kaybetti, evinden sürüldü ve engin kum tepelerinin derinliklerinde Fremenler ile zorlu bir ittifak kurdu. Bu süreçte Chani’ye olan aşkıyla insan kalmaya çalışsa da, Yaşam Suyu’nu içtiğinde insani bilincinin ötesine geçerek bambaşka bir varlığa dönüştü. İmparator IV. Shaddam’ı devirdi ve kozmosun tahtına oturdu.

Denis Villeneuve’ün üçlemesinin nihai bölümü olan Dune: Part Three’de ise işte bu yıkıcı dönüşümün ve güç hırsının ağır bedelleriyle yüzleşeceğiz. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil.

17 Yıl Sonra: Farklı Bir Ritim, Değişen Bir Evren

Empire dergisinin dünya çapındaki özel Dune: Part Three sayısına konuşan Denis Villeneuve, yeni filmin DNA’sında yine aynı “Dune” ruhunu taşıdığını ancak anlatı olarak tamamen farklı bir kulvarda durduğunu belirtiyor:

“Fikir, aynı DNA’ya sahip bir film yapmaktı ama bu çok daha farklı bir film. Temposu ve ritmi tamamen farklı. Aynı karakterlerle geri dönüyoruz fakat dünya bütünüyle değişmiş durumda. Karakterlerin psikolojileri, gerçekliğe bakış açıları başkalaştı. Paul, yarattığı o devasa şiddet sarmalından bir çıkış yolu ararken, kurduğu düzenin ağır yüküyle yaşamak zorunda.”

İkinci filmin tam 17 yıl sonrasında başlayan hikâyede Paul Atreides, geçen yılları imparatorluğun korkunç gücünü elinde tutarak ve galaksiyi kendi vizyonuna göre yeniden şekillendirerek geçirdi.

Bir Anti-Kahramanın Paranoit İzolasyonu

Timothée Chalamet için bu zaman atlaması, Paul karakterini karanlığın daha da derinliklerine çekmek ve aktör olarak yepyeni katmanlar keşfetmek anlamına geliyor. Chalamet, karakterin gidişatını şu sözlerle ifade ediyor:

“‘Anti-kahraman’ kelimesi belki bugünlerde biraz fazla rahat kullanılıyor ama bir oyuncu için tamamen ‘kurtarıcı’ olmayan bir karakteri işlemek harika bir deneyim. Üçüncü film kendi başına canavarca bir yapı; kendi hikâyesi, kendi kuşatması ve paranoit bir izolasyon fırtınası var.”

Arrakis’e Veda ve James Bond Geleceği

Frank Herbert’ın Dune Mesihi (Dune Messiah) kitabından uyarlanan üçüncü bölüm, Villeneuve için de bu devasa çöl yolculuğunun doğal ve kesin sonu. Üç film boyunca aralıksız bir şekilde Baharat, uzay ve kum solucanlarının dünyasında yaşayan yönetmen, hikâyeyi noktalamak için doğru zamanın geldiğine inanıyor.

“Nostaljiden ya da özlediğim için değil, aksine yorulduğum için bu projeye son bir kez dönmenin iyi bir fikir olduğunu düşündüm. Malzemeye karşı acımasız olacağımdan ve kolaya kaçmayacağımdan emin olmak istedim.”

Peki Arrakis’ten sonra Villeneuve’ü ne bekliyor? Sinema dünyasını heyecanlandıran cevabı yine kendisi veriyor:

“Bu süreç bittiğinde beni Arrakis’in çekim alanından söküp alacak çok güçlü bir rokete ihtiyacım olduğunu düşündüm. Sıradaki 007 (James Bond) filmini yönetmem istendiğinde ‘İşte ihtiyacım olan roket bu’ dedim.”

Daha Fazlası: Müşra Demir
Sicario 3 Filmi Yolda
Denis Villeneuve; Blade Runner’lar, kum solucanları ve uzaylılarla olan maceralarından çok önce,...
Dahası